SARI TEKE

Eşref ÖZGÜR

13-03-2026 20:56

Hava durgun, sis dalga dalga yükseklere uzanıyordu. Bu da aşırı sıcakların belirtisiydi. Yayla insanı böyle havalardan rahatsız olurdu, sis şeklindeki havada ince ince bir yağmur çisemesi meydana gelirdi. Bazen hafif yağmuru andırır şeklinde yağardı, bu mahsül için zararlı olduğu bilinirdi.

Denizden bin dokuz yüz metre yüksekliğinde bu yöre insanının başlıca geçim kaynağı hayvancılık ve birazda bağcılıkla uğraşanlar vardı. Ataları göçebe şeklinde hayatlarını sürdürmüşler obada. Bu ananeleri de yarım yüzyıldan beri artık değişmeye başlamıştı. Az da olsa yine obada kalanlarda vardı. Durhasan amca bunlardan birisiydi. Üç yüz kadar davarı vardı, ömrü obada geçiyordu. Doksanlık olmasına rağmen, bayırları keçi çevikliğinde çıkması, doğanın insana sıhhat kazandırdığının canlı örneğiydi. Buna bir de oba yiyeceklerinden süt, yoğurt, ayran eklenince çelikleşmiş Durhasan amca...

Gecesi gündüzü kekik kokan yamaçlarda davarlarını otlatıp, kavalını üflemiş çalmış. Yanık türkülerin içtenliğini tabiata okumu durmuş. Buz gibi suların çağladığı pınarlardan davarını sulayıp, doyasıya su içmiş. Tok karınla davarların obaya dönüşlerinde zıplamaları ve oynaşmaları sonsuz bir haz verirdi kendisine. Hele Sarı Teke'nin hünerleri onu coştururdu. Yüksek kayalara tırmanıp çıkması, eğri ağaçların dal uçlarına kadar giderdi. Atikliği görenleri hayrete düşürürdü.

Günlerden bir gün Sarı Teke sürünün ön saflarında olmadığı Durhasan amcanın dikkatini çekti. Kıvrım kıvrım boynuzları, boynunda en ihtişamlı zili olmasına rağmen gözlere görünmedi. Bir endişe aldı Durhasan amcayı. Yine de sürünün etrafını bir dolandı ama boşa. Kalbi burkuldu, neşesi kaçtı. Sarı teke sürünün öncüsüydü, onun yerini hiçbirisi dolduramazdı. Sürüyü obadan taraf geri çevirdi, yön verdi sayada mı kaldı diye düşündü. Endişeli korku karışık gözlerle etrafı da süzerek obaya döndü.

Sayanın bir kenarında yattpğını görünce kalbi ferahladı, yanına yaklaştı. Sarı teke yardım istercesine meee meee diyebildi. Durhasan amca yanına vardı, başını okşadı, derin bir tecrübe itinası ile yerinden kaldırıp hayvanın karın kısmını gözden geçirdi. Biraz yürüttü, bacaklarında aksama olup olmadığına baktı. Bir şey göremedi, ağzını açtı baktı, köpüklüydü. Tekrar karın bölgesini gözden geçirirken şişlik olduğunu fark etti. Her zaman içirdikleri ilaçtan içirdi. Sarı Teke ayakta zor duruyordu, bırakınca yere yığıldı kaldı. Durhasan amca bu mevsimde meralarda çiğ ıslaklığı davarları hastalandırmasından hep korkardı. Zopkun dedikleri bu sis damlacıkları hayvanların ciğerlerine yapışır, kelebeklendirdiğini bilirdi. Sarı Teke hastalık mı kapmıştı? Akşama doğru durum daha da kötüleşmişti. Doğanın kendine mahsus kuralları karşısında, çaresizliğin verdiği ıstırap Durhasan amcayı kahrediyordu. Sabah yaklaşırken sema da yıldızlar tek tek sönüyordu. Bir sonraki gece tekrar yerlerini alacaklardı. Gözleri, gazyağı  tükenmiş  bitmiş  bir fenerin yavaş yavaş sönmesi gibi Sarı Tekenin de söndü sönecekti, Durhasan amcanın gözlerinde daha fazla tutamadığı göz yaşları dökülüverdi birden

SON

*Saya - davarların topluca yattığı yer. Ahır.

Eşref Özgür -Akdeniz Balkan Türkleri Federasyonu Bilim Danışma Kurulu Üyesi.

Esen kalın

DİĞER YAZILARI ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN 01-01-1970 03:00 ARKA TOPRAK 01-01-1970 03:00 “GERLOVA – TOZLUK TÜRKLERİ VE KÖYLERİ” KİTABI 01-01-1970 03:00 BİZİM MAZİMİZ - 10 01-01-1970 03:00 ÇILDIRTAN AYRILIK 01-01-1970 03:00 SİYONİSTLERİN SON MANEVRASI... 01-01-1970 03:00 BİZİM MAZİMİZ - 9 01-01-1970 03:00 ANA’NIN ÇARESİZLİĞİ… 01-01-1970 03:00