DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Eşref ÖZGÜR
Eşref ÖZGÜR
Giriş Tarihi : 04-06-2026 22:38

“VATAN SEVGİSİ HİÇBİR SEVGİYLE, DEĞERLE EĞİŞİLEMEZ…”

 “Türk doğduk, Türk öldük” kitabından.

 “Yıllar öncesi Karagöz köyünden seksenine merdiven dayamış Osman  dede ne demişti bana; ”Ölüm artık  kapımın ardında. Bulgar toprağında  doğdum, ömrüm burada geçti. Nedense Bulgaristan’da ölmek istemiyorum.Evlat ,beni atın kuyruğuna bağlayın, sürükleyerek götürün Türkiye’ye. Sınırı  geçer geçmez toprağa verin. Ben böyle bir ölüm istiyorum!”

  Nazım, kızıl Moskova’yı beğendi yaşlılığında. 1963 3 Mayısta öldü. Saçları  saman sarısı Vera Tulyakova verdi onu toprağa. Moskova’da Deviçevo mezarlığındadır kabri. Kim vardı mezarı  başında? Sevgilisi Vera Tulyakova, biyografici Ekber Babaev, birkaç Rus  yazarı. Türkiye’den kimse yoktu. Nazım gerçi Bulgaristan’da çok iyi karşılandı. Bizler Türkiye Türk’ü görmeye hasrettik de ondan. Ama, Bakü, Nazım Hikmet’i Bulgaristan’da olduğu gibi  iyi  karşılamamıştı.

  Dobruca’da, Tervel (Kurtpınar) yakınlarında, çevresini saran halkla birlikte Nazım Hikmet asfaltın üzerinde  adım adım kırlara doğru hareket ediyormuş. Karşıdan eşeğin üstünde bir çocuğun kendisine doğru ilerlediğini gören şair onunla konuşmuş.

        “Nereden geliyorsun oğlum?”

        “40 kilometre uzak bir köyden…”

        “Peki, nereye gidiyorsun?”

        “Şair Nazım Hikmet’in bu yörede bulunduğunu haber aldım. Onu arayıp  bulmaya, görmeye gidiyorum!”

   İşte o zaman Nazım Hikmet eşeğin üstünde duran çocuğu kucaklıyor. Bu heyecanlı anları görevli fotografçı belgeliyor.

  Şair yüksek sesle bağırıyor:

        “Aradığın Nazım Hikmet benim! Söyle söyleyeceğini!”

Bu çok güzel bir olay doğrusu! Çok şairane çok renkli. Nazım Hikmet iyi  şair. Bir bütünü ikiye bölemediğim için, sevmediğim yanını da kucaklamayı bir borç biliyorum. Yaratıcılığının ilk yarısında şair kafeste bir pars görünüyordu gözüme. Yaratıcılığının diğer yarısında Türkiye hasretini büyük  göstermeye çalışıyor (samimi olup olmadığında kuşkum var) ama saçları saman sarısı Vera Tulyakova’yı putlaştırıyor. Bu vatan hasretinden daha büyük görülüyordu bana. Sofya Merkez Cezaevi’nde iken Türkiye’den iki vatanseverle yatmıştım aynı hücrede. Onlar şair değillerdi gerçi, ama Nazım Hikmet’in ikinci yanından daha büyüktüler. Vatan sevgisi hiçbir sevgiyle, değerle değişilemez.

Vatansızların mezarları çiçeksiz, ziyaretsiz ve gariptir Sofya’da, Orlandovtsi mezarlığında böyle kimsesiz Türk mezarları çok gördüm. Bazen mezarları ziyaret ediyor, çiçek bırakarak birer Fatiha okuyordum.

Cezaevindeki Türkiye Türklerinden, biri kod adı Fatma Yalçı olan hanımdı. Dışarıdaki TKP yöneticilerinden biriydi. İkinci Savaş Üstüngel de böyle kod adlı bir yöneticiydi. Fatma Yalçı, Rakovski  Bulvarı’ndaki evinde ölmüş, ölüsünü  bulmuşlardı. 4-5 kişiyle yapmacık bir cenaze töreni düzenlenmişti. Üstüngel, Poduyene’de oturuyor, bir Bulgar hanımıyla evlenmişti. İkisi de dünyadan saklı yaşıyorlardı. Bulgaristan Türkleri’ yle görüşmüyorlardı. BKP’nin Kongrelerine Üstüngel delege olarak katılıyordu, TKP adına. Gazetelerdeki listelerde adı geçiyor, fotoğrafı basılmıyordu. Çin gezisinden döndükten sonra,”İnci Irmağı” diye bir kitap yazdı ve Narodna Prosveta Yayınevi’nde yayınlandı. Deneme biçiminde lirik gezi yazılarıydı. Çok özendirici, çok kıvrak bir dili vardı. Bu dile aşık olmuştum. Mao Tze Dun yönetimini o güzelim Türkçe ile  övüyordu. O da Fatma Yalçı gibi saklı öldü, gizlice toprağa verildi.

1984’ün Aralık ve 1985’in Ocak ayında ad değiştirme kampanyası  sona erdirilmişti. Tanklarla, askerlerle ve kan dökerek Bulgar bu işi oldu bittiye getirmişti. 1985’in 29 Mart’ında BKP’  nin Kongresi toplandı. Türkiye’yi TİP adına Behice Boran temsil etmişti. Behice Boran’la Türk katili Todor Jivkov dünya önünde çok sıcak karşılaştılar. Sanki Jivkov’a “Bulgaristan Türk halkının adlarını bir bıçakta değiştirdin! Aşkolsun!” demek istiyordu. İncitici, onur kırıcı ve utandırıcı bir görüşmeydi bu. TİP Genel Başkanı bizim, yani Bulgaristan Türkleri’nin faciasını duymamış mıydı? Ben olsam  böyle bir katilin elini sıkmaz el uzatanın  da yüzüne tükürürdüm.

Önce Romanya, daha sonra Budapeşte Radyosu’nun Türkçe yayınlarında çalışan mülteci Ziya Yamaç, Behice Boran’ın büyük yürekliliğini dillere destan ediyordu. Bu gibi büyük yüreklilerden utanıyorum doğrusu…”

(Sayfa 221,222,223,224-Ahmet Ş.Şerefli)

Esen kalın.

 Eşref ÖZGÜR - MERSİN

NELER SÖYLENDİ?
@
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA